demişken.
Bazen sadece ‘o’ anın değerini bilmek gerekiyor.
Bazen ‘sadece’ o anın değerini bilmek gerekiyor.
Bazen sadece o anın değerini ‘bilmek’ gerekiyor.
BURADA ELİN AVCU YOK.
-alıntıdır. (11/hasta hayat depoları)
Ben senin yeryüzündeki kutup yıldızınım.
Yönünüm: Sana yanlnızlığın garantörü: Temsili Hayall’i:
Çekirdeğin hücre içindeki ego tatminini gösterebilen- maksimum iletişim senkronu!’ yum.
İsabetli kararın bedene sevkindeki gizli telaşın, acıyı tüm karbon’a yaymanın altındaki insani gerilimi ve yalıtılmış aklın kesif bunalıma yansıttığı gerçeği standarttan bir nebze uzaklaştırıp tekrar eski yerine bırakmasını yönlendirmesi:
Bu, yaradılışın hafızadaki önemine benzer.
Beynin de markası var.
Suç’un sürat yapması.
Mermeri’in kili küçümsemesi.
Çiplerim.
Ben bunamayı özlemişim, yekpare bir et tohumuyum!
tam anlamı ‘kırık’
Sabitin üstünde,
Mutluluğun sınırlarını zorladığın anlarda, bir başına kalan yegane gülücük gibi.
Beni üzmek senin hoşuna gidincelerde başladık.
DUR!
Saat daha onbuçuk, bu kadar erken olmasın.
Bu melodinin hikayesi vardı, kendini tekrarlamıyordu.
Karalara gömülmüş gemiler gördüm, uzunca ağaçların arasında kene gibi kalmış insanlar.
Belki yol hareket ediyordu bilmiyorum ama ben sabittim, sabitin üstünde.
Ağırlığımızı tutturamadık.
Balona gazı basmışsın da ha patladı ha patlayacak.
Tek isteği bir nefes daha.
devamlı.
Aşağı yukarı savruk notaların ritmik vuruşları ya da
Koltuk kılıflarının beyaz yüzü gibi.
Uzaktan baktığı şeylerin alışılmışlığını tutuyor göz kapaklarında,
Torbaların büyüklüğü önemli değil, mühim mesele iradenin üstünde.
Aitliğini başkasında bulmuş mesela
İster sehpa ister sürahi
Farketmeyenlerin fesine eş değer.
Düzünde sakinlik varsa, tersine çift kale maçlar yapılırından, -kimse kolay olacağını söylemedi-
Elin top belin yekün, iki ileri bi geri viteslerle gidilen yollara tek sözüm;
-Hatırlamıyorum.
18.04.2012
s.ktiğim.
Kovalamanın yorulduğu yerde başlayan koşmalara, bir adım uzaklıkta.
Düşündüklerinin yaptıklarına uzaklığı ya da isteklerinin yokluğuna yakınlığındaydı göz yaşı damlası.
O, hep akıtıyordu.
Kendinden bir haber aslında binbir besmeleydi.
Bilmesine rağmen görememesi, görmesine rağmen dokunamaması vardı bir de.
Şunun şurasında 21 gün, onun burasında 1 saatti.
Sunnilerin tamamı, doğlların yarısına eşdeğerken, o nasıl akıtmazdı.
Yanıbaşında duranın eşsizliği gözlerini yakarken, şimdi diyorum ki; ben isteyince tek bir ağız hayırken, o isteyince hep bir ağız neden evet ?
Despotluğun altına girip sabah uyandığında, hepimizin yastığında kan olucak.
Ama tek bir ağız hayırken isteklerin derdi neye.
bitmeyen.
Belli başlı bir metni yoktu olayların.
Durduk yere, durduk yerde kısaca beklenmeyeninde.
Telvesi bol olsun yeterdi ona.
Neleri ayırıp neleri tuttuğunu zil sesine bağlıyordu.
Kapılar önemliydi, kapılar mühim mesele!
İstek eşitti beklentir, beklenti eşittir çok karışık.
Açamadığı kilitleri var kapıların, ya da kilitler çok kapılı, bilemezsin.
nitekim.
Azcık ışık görünce kapı ucundan bakan kedi gibiydi.
Bir bardak su içinde kaybolmuş sigara külünü arayan insana eş değer resmen!
Yapılacak şeyin kolaylığını kabullenemeyip, tek satıra bin mısra ekler, sonra arkasına bakmadan kuyruğu bacaklarının arasında, bir o yana bir bu yana.
Yegane tezgahına koyduğu fincanları taşıra taşıra, köpürte köpürte, kendi kendine, yönsüz biçimsiz dönüşler içinde, mavi hırkasıyla, sağdan sola.
Sadece bir dakika beklemeyi, saatlerin bucağına yerleştirmişken kafasında; ertelemelerin götürdüğü düşünceleriyle yalınayak halı üstünde duruyor aklı başucunda.
Hava cıva boşver de şimdi iki muhabbetin belini kıralım demişken araya giren replik misali kendimi tutamıyorum.
Devridaim eden şarkılar ve kronik sıkılmama sendromuna maruz kalmışken, küçük bir ricada bulunayım:
-Bir iki bardak su verin de aklımı başucumdan alayım.
siz.
Bana ne kadar büyüyüp ne kadar küçüleceğimi söyleyemediği zamanlarI oluyor evrenin.
Bazen o kadar büyüyorum ki gen üstü genleşmelerden, dolup taşarlara oynuyorum.
Bazen de küçüklüğün önünü alamayıp top yekün, toz bulutu.
Neden gördüm neden bildim neden duydum, istisnayi kaidelerin eksik kapılarını zorlamaksa eğer, akşamki taktuk sesleri eve giren hırsız misali.
Alsın gitsin.
-e halim.
Dolu tarafından bak derler bardağın oluruna.
Ama o bardak sonuna kadar dolu olsa da sıkıntılı bir dudak payı boşluğu var.
-yok mu?
O kadar iyi yer etmiş, o kadar iyi koruyor ki kendini; belki o bir santimlik boşluk, en huzurlusunda bile kendine düşeni almış, oturuyor yerli yerinde.
Ben de oturuyorum, susmuyorum, konuşuyorum aksine.
Sonra koridorlar koşuyorum, yine oluruna.
Tükenir tükenmez bilmeden, istemeden -merhaba- hüsn-ü kuruntular.
Geçen gün yine aldım bardağı, çıtır çerez misali kırıldı ellerimden, kollarıma. Ordan da nereye giderse.
-hep sıkıntılı olmuştur zaten eller kollar benim için-
İsteğim küçük sanarken, büyüklüğü altında ezildim, dudak payı boşluğu yine sekti yerinde.
Geometri hep sorunlu değil midir zaten?
Yamuklar, açılar ve türevi.
Şimdi yine oluruna, yine akışına.
İstemeden ama bilerek, dolu tarafını kırıyorum.
Dudak payına tekabülüm sonsuz, bunu inkar edemem.
oluru yoklar.
Bağırana kadar susmak gibi sabırlı işler peşinde, susana kadar kusmak.
Bir takım kırmızılıkları yüzümden silmediğim sürece, mübahını bulamayacağım kolların.
Şehirde cinayet var, sizin ruhunuz hala götte pireler uçuşturuyor.
Herkeste bir laylay lom rüzgarları esiyor da bizim başımız kel mi?
Doğru ya unuttum, merhem yoksa meme de yok di mi?
-Doğrudur.
Küçücük kutucuklara, büyücük istekler yerleştirdim de kabartma tozu fazla geldi herhal, taştıkça taştı da; tutan olmadı şurasından.
Kahve falındaki üç yol misali bekledim, bana gele gele beş kardeş.
Düşünmeyi düşünmekten, düşümde döş kalmadı arkadaş.
Küçük bir geziye çıkalım da beynimize oksijen gitsin azcık.
Fenalara oynamadan, inceden kaçalım.